İlişkiler; samimiyetsiz sohbetler ve gülüşmeler arkasına gizlenmiş gerçeklerle ilerletilmeye çalışılıyor. Tuhaf bir oyun bu; ne kadar içten ve dürüstsen o kadar kaybedensin. Yani mutlu olmak hem çok kolay hem de çok zor. Ya beklentileri karşılayan ve çoğunlukla kazanan mutlu bir insan olacaksın ya da samimiyetini bozmayan, bununla gurur duyan ve kaybeden mutsuz bir insan olacaksın. Şu da mümkün; belkide mutluluk o eski anlamını taşımıyor artık. Yani içi boşaltılan ilişkiler gibi mutluluğunda içi boş.
Mutluyum çünkü, işimde başarılıyım. Mutluyum çünkü, patronumla/müdürümle/iş arkadaşımla/ortağımla iyi anlaşıyorum. Mutluyum çünkü vs. vs.
Bir de "Mutluyum ama" larımız var: Mutluyum ama, pek çok çocuk aç. Mutluyum ama yakında ölen/ölecek sevdiklerim var. Mutluyum ama yakında öleceğim gibi...
Aslında söylemek istediğim, mutlak bir mutluluktan söz edilemeyeceği. Alışmışız ya hani Nasılsın? diye soran herkese "iyiyim" diye cevap vermeye, tıpkı bunun gibi işte.
Bir mutluluk kelimesi pelesenk olmuş dilimize, sorsan hepimiz mutluyuz. Oysa hepimiz yaşadığımız dünyanın mutsuz umutlularıyız.
Yine de kullanalım, mutluyum diyelim tabi, her ne kadar içi boş olsa da iyi hissettiriyor kelimeye yüklenen anlam, ancak şunu da hep bilelim:
" Mutluyum çünkü" dedikten sonra sıraladıkların, "Mutluyum ama" dedikten sonra sıraladıklarından fazlaysa senin için pek fazla umut kalmamıştır...
Kimileri, belki de pek çokları bu yazıyı okuduğunda saçmalık diye geçirecek aklından ve ben saçma sapan bir tebessümle diyeceğim ki "Mutluyum ama, yazmasam da olurdu."
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder