17 Ocak 2016 Pazar

BAB-I ESRAR


Bilindiği üzere; 2007 yılı UNESCO tarafından Mevlana Yılı olarak ilan edildi. Bu konuda ayrıntılı bilgi http://www.mevlanayili.gov.tr adresinden alınabilir. 2007’nin Mevlana yılı ilan edilmesi, Mevlevilik konusuna ilgiyi artırdı ve haliyle bu alandaki kaynak kitap ve roman sayısında ciddi bir artış meydana geldi. Ahmet ÜMİT’in 2008 yılında ilk baskısı Doğan Kitap’tan çıkan Bab-ı Esrar isimli romanı da Mevlana ve Şems-i Tebrîzî’yi konu alıyor. Bunu ticari kaygıyla mı yapıyor bilinmez ama Mevlevilik hakkında hiçbir ön bilgim ve ilgim olmamakla birlikte, Ahmet ÜMİT’in romanı kaleme alırken bir ön hazırlık ve araştırma yaptığını ve bunu özellikle bu romanı yazmak için yaptığını hissettiğimi söyleyebilirim. Şöyle ki; 2007 Mevlana yılı, hazır insanların ilgisi bu alanda iken bir şeyler yazmak lazım nasıl olsa tutar. Bunu Ahmet ÜMİT demediyse bile yayın evinin bir yönlendirmesi olmuş olabilir diye düşünüyorum. Ahmet ÜMİT’i görürsem bir gün bunu sormak isterim. Kitabın sonu da bu tezimi doğrular nitelikte, alelacele sonlandırılmış gibi geldi bana. Temposu ortalama seyreden polisiye/gerilim türündeki bu roman için çok sıradan ve hızlı bir son olduğu kanaatindeyim, bu da yayınevinden kaynaklanmış olabilir. Ahmet ÜMİT’in ilk okuduğum Beyoğlu Rapsodisi kitabından aldığım tadı bu kitabından aldığımı söyleyemeyeceğim. Bu kitabın bana kazandırdığı; Mevlana ve Şems hakkında pek fazla bir bilgi sahibi değildim, yine bir bilgi sahibi değilim J ama yarım saat dedikodularını yapacak kadar bir şeyler öğrenmiş oldum, ayrıca bu konuya inceden bir ilgi duydum da diyebilirim.


Kitapta özetle neler oluyor: Mevlana ve Şemsin ilk karşılaşmaları (Merec-el Bahreyn), dostlukları, aşkları, Mevlana’nın evlatlığı Kimya hatunla Şems’in evlenmesi, Mevlana ve Şems hakkındaki dedikodular, Şemsin ölümü, konuları özenli bir şekilde romana yerleştirilmiş.
Günümüz Konya’sında bir otel yangını sonrası, sigorta şirketi görevlisi olarak Konya’ya gelen ve yangını soruşturan Karen Kimya GREENWOOD Londra’da yaşamaktadır. Kimya’nın, kendisini yıllar önce  terk ederek, Pakistanlı Şah Nesim ile birlikte (İlahi Aşkın peşinden) giden babası Poyraz Efendi de Konyalı bir Mevlevi’dir. Karen Kimya’nın soruşturma sırasında başından geçenler anlatılırken yukarıdaki ana başlıklar Karen’in serüveninin temel taşları oluyor.
Kitapta’da yer alan Mevlana’nın Şemsin gidişine yazdığı bir şiiri şöyledir. (Bu şiiri nette de arattım oldukça popülermiş.)

Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin
Ayrılık atını eğerledin inadına.
Git, yeni ülkeler gör, büyülü diyarlarda gez.
Ama benimle eğleştiğin toprakları da unutma, hatırla e mi?
Gittin ey sevgili şimdi yollardasın
Ayın değirmisini başına yastık yapmış uyumaktasın
Güzel uykular; renkli düşler seninle olsun
Ama bir zamanlar dizlerimde yattığını da unutma hatırla e mi?   

Karen Kimya’nın Konya’daki serüveni sırasında sık sık telefonla konuştuğu Londra’daki annesinin yine bir telefon konuşması sırasında söyledikleri de ilgimi çekti:
Karen: Yani dinlerin gerekli olduğunu mu söylemek istiyorsun?
“Gerekli ya da değil Karen, ama biliyoruz ki varlar. İnsanları hala derinden etkiliyorlar. Var olanı görmezden gelemezsin, bu, başını kuma gömmek olur. Ama bildiğim başka bir gerçek daha var ki, dinlerin hiçbiri perdenin arkasındaki vaat edilen o muhteşem yaşamı kanıtlamıyor. Hepsi, olmayan bir dünyayı vaat ediyor bize. Ama şu an yaşadığımız dünya gerçek: sadece zenginlikler değil, yoksulluklarda gerçek. Açlıktan ölen çocuklar gerçek, hastalıklar gerçek, savaşlar gerçek, giderek daha mutsuz olan insanlık gerçek. Yeryüzünün her sabahında insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken, bunca acımasızlık, bunca yoksulluk, bunca umutsuzluk varken, perdenin  öteki tarafındaki cenneti düşünerek yaşamayı ben kendime yediremiyorum Karen. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. Ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum, kötülükten kaçınmayı, kötü olmadığım için yapmayı istiyorum. İyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil. İyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. İyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle birlikte yok olacak. Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının farkında olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. Benim payıma düşen de buymuş, teşekkürler hayat diyerek. Bence yaşamak bu kadar basit, aynı zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte.”

Kitabın elimdeki baskısı Everest Yayınlarından Cep Boy-2015, 642 sayfa. Okuma sürem 11-17 Ocak  (İşler yoğundu ve kitabın temposu düşüktü. J )
Boş zamanınız azsa ve seçici bir okuyucuysanız okumayınız. Mevlana’ya özel bir ilginiz varsa zaten okursunuz. Polisiye/Gerilim severseniz, okurken nerede bunun polisiyesi nerede bunun gerilimi diyebilirsiniz, yani var ama temposu düşük. Kitabın arka kapağına bakarak aldanmayınız.
Arka Kapak:
             Kaynaklar: 

                                                        



Bu kitap için son yorumum ve notum şudur ki: Pazarlama başarısıdır. Yine de okumuş olmak tam bir zaman kaybı değildir.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder