12 Ocak 2016 Salı

ÖLÜLER ÜŞÜR MÜ?


            Rüzgâr, sırtında taşıdığı soğukla birlikte suratıma çarptı bugün. Hızından değil ama soğuğundan etkilendim. Yeni bir aşkın ilk günleri gibi kıpkırmızı oldu yanaklarım. Sanki yeni tanışmış yanaklarım rüzgârla ve soğukla. Ardından gelecek yağmurdan habersiz, ellerimle yanaklarımı ovalayıp, soğuktan yanan tenimi normalleştirmeye çalışıyordum. Ekmek kuyruğunda bekleyen yaşlı kadınlar gibi dizilmiş; çoğu tombul, çoğu bakımsız üç beş saksı gözüme ilişti, ahşap pencerelerin önünde duruyorlardı. Rüzgârın soğuktan daha büyük bir risk olduğunu düşünerek ve en içsel refleksim olan kendimi koruma arzusuyla sokağın tam ortasından yürümeye başladım. Saksılar dans ediyor rüzgârla, soğuk yeni aşkı tenimin ve yağmur haber gönderiyor eski limanda buluşalım diye. Sokağın ortasındaki on adımlık yolculuk sırasında, hatırladım ölümü. Soğuk, can alıcı diye mi? Saksıların rüzgârla dansından mı? Bilemedim. Anımsadım bir anda işte. Bedenimi kaplayan ve soğuk nedeniyle o an aklımı en çok meşgul eden et parçasına kaydı düşüncelerim. Kemikler kalıyordu da, neden etimiz çürüyordu ölünce? Ölümle ilgili bilinen en gerçek şey bu belki de. Kemikler kalır ama etimiz yok olur gider, başka bir deyişle toprağa karışır yani. Mesela şunu bileni görmedim daha, ölüler üşür mü? Ölüler özler mi? Ölüler ağlar mı? Ruh diyorlar hazır cevaplı, pek bilmiş arkadaşlar. Kemik kadar gerçek, etin çürümesi kadar gerçek bir cevap istiyorum. Ben üşüyorum, ölüler de üşüyor mu? Ben ölülerimi özlüyorum, onlar da beni özlüyor mu? Ben bazen ölenlerime ağlıyorum onlar da ağlıyorlar mı?
Kafamda sorular, sorunlar ve ölüler, varıyorum eski limana. Sözüne sadık yağmur. Bir damlasını konduruyor önce alnıma, şakalaşır gibi. Kafamı kaldırıyorum gökyüzüne doğru ve ardından gelen fırtınanın göz kırptığını görüyorum. Güvenli değil bu eski liman. Kafamda ölüler ve sorular, kaçıyoruz yağmurla aynı hızda, sızıntılı bir palmiyenin altına. Yağmuru seyrederken yeni bir düşünce takılıyor aklıma: “Ölüler ıslanır mı?” Sanki zihni mi açacakmış gibi bir sigara yakıyorum, bakıyorum eski limana ve yağmura doğru, gözlerimi kısarak. Bulmuş gibi sırıtıyor ve kendime şunu söylüyorum; 
Üşümek, ıslanmak, özlemek ve ağlamak bir var olma şeklidir. Senin varoluşunla karşıdaki palmiyeyi yağmura karşı siper etmiş şu kadının var oluşu bile aynı değilken, nasıl sorarsın ölüler üşür mü?” diye. Her maddenin ve her soyut varlığın bir var olma biçimi vardır. Senin ıslanman ve üşümenle aynı değildir diğer varlıklarınki, çünkü senin var olmanla onların var olmaları da aynı değildir. Ve şu da unutulmamalıdır ki zihne konu olan her şey var olmuş demektir. Ölüler vardır yani, eti çürüse de, hatta kemiği çürüse de. Ölmek bir madde olan bedenin sonsuz oluşudur bir yerde. Maddenin sona erişidir ölüm, gözlerini kapat ve hatırla ölmüş yakınlarını, aklına gelen ne? Onları, yok olmuş, kaybolmuş, hiç olmuş gibi tasvir edebiliyor musun? Hayır. Bu da gösteriyor ki, bilinç düzeyimizin üzerinde bir yok olma yaşadı ölmüş yakınlarımız. Basit bir nesnenin, örneğin bir kalemin ya da defter yaprağının bitmesi, tükenmesi, yok olması gibi bir şey değil insan bedeninin yok olması. Bunu kavrayabilecek, bilinç düzeyine sahip değiliz belki de. Belki de tam da öyle bir yok olmak. Bilemeyiz. Anlam üreten ve anlam tüketen bir varlık olarak insanın basit bir nesne gibi yok olması fikri akla uygun gelmiyor; belki de bu yüzden soruyor insan kendine “ölüler üşüyor mu?” Diye. Ancak yine aynı insan, tam bir cevap veremiyor kendi sorduğu bu soruya.
 Birçok cevap arayışı, insanın kendi tecrübeleriyle gerçek tanımlara ulaşır. Ancak, ölümün nasıl tecrübe edileceğine dair de kesin bir yargıya varmak mümkün olmuyor. Yaşayalım ve görelim diyesi geliyor insanın ama yaşamakla ölmek tezatlığı baştan kapatıyor tüm kapıları. Bize düşen belki de sadece, çaresizce yağmuru seyretmek, yüzümüzün soğuğa mı yoksa onu getiren rüzgara mı aşık olduğunu düşünmek ve saksıların kafamıza düşmeden önceki dansını seyretmenin ne kadar akıldışı olduğunu düşünmek. Daha fazlasını düşünmek, bilincine zarar verecekse, düşünmemeli insan. Ve okumamalı, düşünmeden edemiyorsa. Bunları yapamıyorsa, susmayı bilmeli. Kendinden başkasına sormamalı; ölüler üşür mü? diye.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder