Rüzgâr,
sırtında taşıdığı soğukla birlikte suratıma çarptı bugün. Hızından değil ama
soğuğundan etkilendim. Yeni bir aşkın ilk günleri gibi kıpkırmızı oldu
yanaklarım. Sanki yeni tanışmış yanaklarım rüzgârla ve soğukla. Ardından
gelecek yağmurdan habersiz, ellerimle yanaklarımı ovalayıp, soğuktan yanan
tenimi normalleştirmeye çalışıyordum. Ekmek kuyruğunda bekleyen yaşlı kadınlar
gibi dizilmiş; çoğu tombul, çoğu bakımsız üç beş saksı gözüme ilişti, ahşap
pencerelerin önünde duruyorlardı. Rüzgârın soğuktan daha büyük bir risk
olduğunu düşünerek ve en içsel refleksim olan kendimi koruma arzusuyla sokağın
tam ortasından yürümeye başladım. Saksılar dans ediyor rüzgârla, soğuk yeni
aşkı tenimin ve yağmur haber gönderiyor eski limanda buluşalım diye. Sokağın
ortasındaki on adımlık yolculuk sırasında, hatırladım ölümü. Soğuk, can alıcı
diye mi? Saksıların rüzgârla dansından mı? Bilemedim. Anımsadım bir anda işte.
Bedenimi kaplayan ve soğuk nedeniyle o an aklımı en çok meşgul eden et
parçasına kaydı düşüncelerim. Kemikler kalıyordu da, neden etimiz çürüyordu
ölünce? Ölümle ilgili bilinen en gerçek şey bu belki de. Kemikler kalır ama
etimiz yok olur gider, başka bir deyişle toprağa karışır yani. Mesela şunu
bileni görmedim daha, ölüler üşür mü? Ölüler özler mi? Ölüler ağlar mı? Ruh
diyorlar hazır cevaplı, pek bilmiş arkadaşlar. Kemik kadar gerçek, etin
çürümesi kadar gerçek bir cevap istiyorum. Ben üşüyorum, ölüler de üşüyor mu?
Ben ölülerimi özlüyorum, onlar da beni özlüyor mu? Ben bazen ölenlerime
ağlıyorum onlar da ağlıyorlar mı?
Kafamda sorular, sorunlar ve ölüler, varıyorum eski
limana. Sözüne sadık yağmur. Bir damlasını konduruyor önce alnıma, şakalaşır
gibi. Kafamı kaldırıyorum gökyüzüne doğru ve ardından gelen fırtınanın göz kırptığını
görüyorum. Güvenli değil bu eski liman. Kafamda ölüler ve sorular, kaçıyoruz
yağmurla aynı hızda, sızıntılı bir palmiyenin altına. Yağmuru seyrederken yeni
bir düşünce takılıyor aklıma: “Ölüler ıslanır mı?” Sanki zihni mi açacakmış
gibi bir sigara yakıyorum, bakıyorum eski limana ve yağmura doğru, gözlerimi
kısarak. Bulmuş gibi sırıtıyor ve kendime şunu söylüyorum;
Üşümek, ıslanmak, özlemek ve ağlamak bir var olma
şeklidir. Senin varoluşunla karşıdaki palmiyeyi yağmura karşı siper etmiş şu
kadının var oluşu bile aynı değilken, nasıl sorarsın ölüler üşür mü?” diye. Her
maddenin ve her soyut varlığın bir var olma biçimi vardır. Senin ıslanman ve
üşümenle aynı değildir diğer varlıklarınki, çünkü senin var olmanla onların var
olmaları da aynı değildir. Ve şu da unutulmamalıdır ki zihne konu olan her şey
var olmuş demektir. Ölüler vardır yani, eti çürüse de, hatta kemiği çürüse de. Ölmek
bir madde olan bedenin sonsuz oluşudur bir yerde. Maddenin sona erişidir ölüm,
gözlerini kapat ve hatırla ölmüş yakınlarını, aklına gelen ne? Onları, yok
olmuş, kaybolmuş, hiç olmuş gibi tasvir edebiliyor musun? Hayır. Bu da
gösteriyor ki, bilinç düzeyimizin üzerinde bir yok olma yaşadı ölmüş
yakınlarımız. Basit bir nesnenin, örneğin bir kalemin ya da defter yaprağının
bitmesi, tükenmesi, yok olması gibi bir şey değil insan bedeninin yok olması.
Bunu kavrayabilecek, bilinç düzeyine sahip değiliz belki de. Belki de tam da
öyle bir yok olmak. Bilemeyiz. Anlam üreten ve anlam tüketen bir varlık olarak
insanın basit bir nesne gibi yok olması fikri akla uygun gelmiyor; belki de bu
yüzden soruyor insan kendine “ölüler üşüyor mu?” Diye. Ancak yine aynı insan,
tam bir cevap veremiyor kendi sorduğu bu soruya.
Birçok cevap arayışı, insanın kendi tecrübeleriyle
gerçek tanımlara ulaşır. Ancak, ölümün nasıl tecrübe edileceğine dair de kesin
bir yargıya varmak mümkün olmuyor. Yaşayalım ve görelim diyesi geliyor insanın
ama yaşamakla ölmek tezatlığı baştan kapatıyor tüm kapıları. Bize düşen belki
de sadece, çaresizce yağmuru seyretmek, yüzümüzün soğuğa mı yoksa onu getiren
rüzgara mı aşık olduğunu düşünmek ve saksıların kafamıza düşmeden önceki
dansını seyretmenin ne kadar akıldışı olduğunu düşünmek. Daha fazlasını
düşünmek, bilincine zarar verecekse, düşünmemeli insan. Ve okumamalı,
düşünmeden edemiyorsa. Bunları yapamıyorsa, susmayı bilmeli. Kendinden
başkasına sormamalı; ölüler üşür mü? diye.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder